İkinci Beyin Bağırsak

“Bütün hastalıklar bağırsaktan gelir,bağırsak hasta ise vücudun geri kalanı da hastadır.

HİPOKRAT

Bağırsağın 2. Beyin olduğunu hemen hemen herkes duymuştur.Ancak neden böyle bir söylenim var ya da bağırsak 2. Beyindir derken ne kastediliyor gelin beraber inceleyelim.

Dünyadaki çoğu yaşam biçimlerinde psikoliji,sinirlilik hali ve stres durumu karın ve sindirim sistemiyle aslında ilişkilendirilmiştir.Sevinçten göbek atmak,göbek çatlamak gibi deyimlerle aslında insanlar da psikolojik durumlarının sindirim sisteminden kaynaklandığını anlamışlardır.Aslında bu deyimler antik bilimlerin günümüzde tekrar tekrar doğru çıktığını da kanıtlar.Peki bu durum nasıl oluyor?

•Bağırsakta 100 trilyon mikroorganizma,1500 in üzerinde tür var.Öyle bir sistem ki bu mikroorganizmalar vücuda geçemiyor.Bağırsak beyin kısmı burdan kaynaklanıyor aslında.Bağırsaktaki beyin bu mikroorganizmaların geçişine izin vermiyor.Peki bu mikroorganizmalar ne işe yarıyor?

•Bağırsak mikrobiyatası beyin ve bağırsak arasında karşılıklı ilişki oluşturur.Şeker hastalığı,obezite gibi hastalıklar ve şizofreni,depresyon gibi psikiyatrik bozukluklar temelde bağırsak mikrobiyatası ile ilişkilidir.Buna ek olarak bağırsak mikrobiyatası bağışıklık sistemini uyarır,vücudun en büyük bağışıklık organıdır.


Bağırsaklar kendine ait sinir sistemi olan tek organlardır.Bu sisteme enterik sinir sistemi denir.Bağırsaklar dolayısıyla karın kendine ait bir dünyadır.Karın hisseder,düşünür ve hatırlar.Hatta bağırsaklar en hassas ve duyarlı organlardır.Hepiniz endişelendiğinizde karnınızda ağrı,şişkinlik,gaz hissetmişsinizdir.Yani ruh haliniz direkt bir yolla bağırsaklarınızı etkiliyor.Bağırsakları üzmemek için fazla stres altında bırakmayın kendinizi 🙂

•İMP(İNSAN MİKROBİYOM PROJECT) adı altında insan genom projesine benzer bir çalışma yürütülmektedir.Bu projenin amacı vücuttaki bütün mikroorganizmaları çözmek ve ne işe yaradıklarını öğrenmektir.Yani mikroorganizma vücutta sadece bağırsaklarda değil.Genital organlar gibi birçok sistemde de mikroorganizmalar mevcut hatta insan vücudunun %90 ı mikroorganizmalardan oluşur.

DIŞKI NAKLİ?

Evet doğru duydunuz.Bir insanın dışkısının başka bir insana nakli; yeni gelişen ve oldukça etkili olan bir tedavi yöntemidir.Aslında burada az önce bahsettiğimiz mikroorganizmaların nakli gerçekleştiriliyor.Eğer bağırsak florası bozulursa akabinde birçok hastalık gelişeceğinden sağlıklı bir insanın dışkısındaki mikroorganizmalar florası bozulan insana aktarılıyor.Ancak kendi floranız çok önemli.D

ikkatsiz antibiyotik kullanıp,ilaçları aşırı tüketirseniz ,zararlı gıdaları alırsanız bağırsak mikrobiyatasını bozarsınız ve psikolojiden beyin hastalıklarına ve metabolik hastalıklara kadar birçok hastalığa sebep olursunuz.

İnsanlığın bilinmeyenleri

•Bilinmeyenler,bilinen hale geldiğinde bilinmeyen azalır mı yoksa çoğalır mı?

Ben işin felsefesinden ziyade insan vücuduyla,geçmişiyle alakalı ilginç bilgiler derledim.Keyifle okumanız dileğiyle..

1)2000’li yıllardan önce insanlar beynin çocukluk yıllarında son şeklini aldığını ve bir daha hiç değişmediğini sanıyorlardı.

•Nörologlar felç sebebiyle beyin hasarı yaşayan yetişkinler için rehabilitasyonu zaman kaybı sanıyordu.

Sabit bir disk sanılan beynin uzun bir araştırma sürecinde nöroplastisite gösterdiği gözlemlendi.Nöroplastisite insan beynin çevreye uyum sağlamak amacıyla değişmesidir.Beyin bağlantıları yeniden düzenlenebilir

.Enstrüman çalmak buna en güzel örnektir.İlk başta beceremeseniz de ,zamanla beyninizde yeni bağlantılar oluşur ve o enstrümanı kolayca çalabilirsiniz.

•Beynin sürekli değişim geçirdiği bilim insanlarının yanı sıra budistlerin de katkılarıyla anlaşılmıştır.Neden budistler derseniz insan aklının değişmekte olduğu temel budist felsefesidir .Budizm çok ayrı ve çok derin bir daldır.

2)Yaşayan en yakın akrabamız büyük insansımaymunun hayatta kalan 3 türüdür. -goril -sıradan şempanze -cüce şempanze

•Bu üç maymun türünün yalnızca Afrika’da çok sayıda fosili vardır ve halen orada yaşamaktadırlar.Bu bilgi bize insan evriminin ilk olarak Afrika’da yaşandığını gösteriyor.İnsanlık tarihi yaklaşık 7 milyon yıl önce başladı.

3)İnsan vücudunun büyük kısmı elektrik ileten çözeltilerden oluşmuştur.Hücre içi ve hücre dışı anyon,katyonlar elektrik ileten ortam oluşturur ve maalesef elektrikle temas olduğunda iletirler

4)Günümüzde yapılan en önemli çalışmalar arasında ölümsüzlüğün keşfedilme çalışmaları var.Aslında ölümsüzlük tarih boyunca insanların ilgisini çekmiştir ve onu aramaya çalışmışlardır.Simyacıların felsefe taşına yüklediği ölümsüzlük kavramı günümüzde robotlara yüklenmeye çalışılıyor.

•Bilim insanları insan bilincini robotlara aktarmaya çalışıyor.Dolayısıyla beden ölse bile ruh dediğimiz kavram robotlarda yaşatılmaya çalışılıyor.Bu şekilde ölümsüz olunabilecek.Bunun için çok ciddi çalışmalar mevcut ve hatta 2045’te gerçekleşeceği söylendi.1970 ve sonrası doğumluysanız 2045 ‘e kadar ölmezseniz ,ölümsüzsünüz bile dendi:)

5)İkinci beynimiz bağırsaklarımız.

•Ortalama 75 yıllık yaşam boyunca 30 ton gıda ve 50 bin litre sıvı tüketiyoruz.Bağırsaktaki beyin milyonlarca zehir ve tehlikenin hakkından geliyor.Her gün dışarıdan aldığımız ve bizimle birlikte yaşayan ,sindirim sistemimizde milyonlarcası ikamet eden mikroorganizmaların kendi organizmamız içine sızmasını önlüyor.

•Dolayısıyla karın boşluğu kendi içinde başlı başına bir evren.Barsaklarımız yaklaşık 130 milyon adet sinir hücresi içeriyor ve bu durum bile bize barsağın aslında bir beyin olduğunu kanıtlıyor.

6)İnsan yüzü karakterinden izler taşır.

•Yüz aslında düşüncelerimizin,hislerimizin,iç dünyamızın dışarıya yansıdığı ortamdır.Dolayısıyla iç dünyamız yüzümüze yansır.Sürekli olarak iç dünyamızın yansıması bir süre sonra keskinleşir ve yüzde belirli çizgiler oluşur.Bu sebeple insan yüzü karakterden izler taşır.Hatta kültürümüzde geride kalmış olan ilm-sima bilimi tam olarak bu konuyu inceler.Geride kalmış diyorum ancak batı günümüzde bu bilime tamamen eğilmiş durumda ve orada bu bilim canlanıyor.

7)İçtiğimizden daha fazla sıvıyı salgılıyoruz.

Ortalama bir erişkin günde

-800 gram yemek yer. -1200 mililitre su içer. -7000 mililitre sıvı salgılar.

Toplam 8 litre sıvının %99 u emilir.100 ml kadarı dışkı ile atılır.

Karışık bir sistem?

1)Sindirim sistemimiz bu resimde gördüğünüzden çok daha karışık bir sistemdir.Hala açıklanamayan birçok sırla dolu bir sistem aslında.Bu yazıda sindirim sisteminin bilinmeyenlerini anlatmaya devam edeceğiz.

2)Bu sistem; besinleri ağzınıza aldığınız andan itibaren o besin için ortam yaratmaya çalışıyor.Bir organa besin ulaştığında diğer bir organ uyarılmaya başlıyor.Örneğin mideye besin ulaştığında mide, bir refleks sistemiyle pankreası uyarıyor ve pankreas sindirim enzimi salgılamaya başlıyor.Dolayısıyla sistem düşündüğümüzden daha karışık,organlar birbirleriyle iletişim halinde.

3)Bu sisteme sen ne gönderdiysen ona göre enzim salgılar.Örneğin yağ almadıysan tutup da yağ sindiren lipaz enzimini salgılamaz.Senden benden akıllı yani:)

4)Safra sıvısı bir deterjandır.Ama bildiğimiz deterjanlardan değil.Deterjan özelliği hem suyu sevmek hem de sevmemek demektir.Yani suda çözünebilen ve çözünmeyen iki kısmı da içermek demektir.Yağlar suyu sevmez ve suda çözünmez ancak safra;yağ asitleri ve kolesterolden miçel oluşturur ve yağların emilmesini kolaylaştırır.Yağ ,suda çözünmezken miçel çözünür ve kolayca emilir.

5)Tükrük deyip geçmeyin içindeki özel maddeler ağız sağlığınızı ve sindirim sisteminizi koruyor.İçinde 3 çeşit özel madde var .Lizozim,laktoferrin ve IgA .Bu üç madde bakteri ve virüs enfeksiyonunu önlemeye yardımcı olur.

6)Ağız,yemek borusu,mide,ince bağırsak ve kalın bağırsağın tamamen hepsinin iç kısmı mukus(kaba tabiriyle sümük) ile kaplıdır.Kayganlaştırma ve besinlerin ilerlemesini kolaylaştırmak için olduğunu az çok tahmin edebiliriz ancak ilginç bir biçimde kalın bağırsakta mukus miktarı ve mukus salgılayan hücre miktarı oldukça artış gösteriyor.

7)Dil aslında tamamen bir çizgili kastır.Üst kısmında tat tomurcuklarının olması dışında dil bir örtüyle çevrili çizgili kas kitlesidir.

BESLENMENİN GİZLİ SIRLARI

Beslenme tüketici canlılığın en temel ihtiyaçlarından birisidir.İnsanlarda dışarıdan alınan besinler sindirilir ve işleve uygun hale getirilir.Şimdi beslenme dünyasıyla alakalı bilinmeyenlere bakalım..

Doğru beslenme henüz çok tartışmalı.Sağlıklı beslenme denince resimde gördüğünüz gibi sağlıklı meyve ve sebzeler akla geliyor ancak bu yazı sağlıklı beslenme üzerine değil.Ne tüketmeliyiz değil de sindirim sistemi ve beslenme konusunda ne bilmiyoruzu incelemeye başlayalım

1)Besinler genetiğimizi etkiliyor.

Dışarıdan alınan ve çok tüketilen besinler insan genlerini etkiliyor.Nutri-genetik bilimi bu konuyu kapsıyor.Nutri genetik(beslenme genetiği) beslenme ile kişinin genetik yapısını moleküler düzeyde araştıran ve ortaya koyan bilim dalıdır.Nutri genetiğe göre çok tüketilen bir besin maddesi insan genomunu doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyebiliyor.Örneğin x proteni toksinleri vücudumuzdan atmamıza yarıyor olsun.Çok tükettiğiniz bir besin artık x proteinini sentezlemenize engel olursa artık vücudunuzdan toksin atmanız çok zor olacaktır.

2)Beslenme kusurları gelişmiş ve geri kalmış toplumlarda farklı

Gelişmiş toplumlarda beslenme kusurları genelde hamilelikte,hastalıkta,yaşlılıkta görülürken geri kalmış toplumlarda beslenme kusurları çok çeşitli.Örneğin afrikadaki çocuklar protein ağırlıklı beslenemediği için karınları ödem topluyor ve şişiyor…

3)Alkol aldığınızda yağlı beslenmeye yakın kalori alıyorsunuz.

1 gram yağın enerjisi 9.3 kcal iken 1 gram alkolun enerjisi 7.1 ,1 gram karbonhidrat ve proteinin enerjisi 4.1 kcal.Yani alkol aldığınızda karbonhidratlı beslenmeden çok daha fazla kaloriyi vücudunuza almış oluyorsunuz.Dolayısıyla bira göbeği meselesi maalesef doğru:)

4)Beslenirken aynı zamanda kalori yakıyoruz.

Beslenirken aslında hem kalori alıyoruz hem de enerji sarfediyoruz.Besinlerin termogenik etkisi denen olayda; bir besini vücudunuza aldığınızda sindirim sisteminde ilerlerken besin,metabolizmanızı uyarıyor ve metabolizma hızlanmaya başlıyor.Dolayısıyla aslında beslenmek de bir kalori yakmaktır ancak aldığınız besinin kalorisi yüksek olursa tabiki termogenik etkiyle hepsini yakamazsınız:)

5)Bulunduğunuz ortamın ısısı harcadığınız enerjiyi etkiliyor.

Bulunduğunuz ortamın sıcak ya da soğuk olması harcadığınız enerjiyi etkiliyor.Soğuk ortamda,ortam ısı az olduğundan vücut titremeye başlar dolayısıyla ekstra enerji harcar.Ortam ısısı artığında kan ısısı artması durumunda soğutmak için yine ekstra enerji harcıyoruz.Yani aşırı sıcak ya da aşırı soğuk ortamlarda ekstradan enerji harcıyoruz.

6)Bebekler ve ayılarda aynı doku vücut ısısını sağlıyor.

Bebekler ve kış uykusuna yatan hayvanlar (ayı vb.) ortak bir doku vücuda ısı sağlar.Bu dokunun ismi esmer adipoz dokudur.Esmer adipoz doku yetişkinken vücuda ısı sağlamaz;yetişkinlikte farklı bir etkisi vardır.Yemek yiyip kilo alamayanlarda esmer adipoz doku oranı yüksekken, obezlerde esmer doku oranı düşüktür.

7)Vücuda fazladan aldığınız proteinin bir faydası yok.Vücut proteinin fazlasını depolamıyor,atıyor.

8)Enerjiyi neden yağ olarak depoluyoruz?

Çünkü yağlar vücudumuzda az su çeker,dolayısıyla az yer kaplarlar.Bu az yer kaplamış hali mi dediğinizi duyar gibiyim ancak bu gayet az yer kaplamış hali.Protein olarak depolansaydı enerji yağların 4 katı kadar su çekecekti ve 10 kilogram yağ yerine 40 kilogram protein depolanmış olacaktı.Bu durumun yerine yağ olarak depolanması daha iyi gibi 🙂

9)Bağırsaktaki yararlı bakteriler ne işe yarıyor?

Lifli gıdaları(sellülöz,pektin,zamk) vücut enzimlerimiz sindiremez.Ancak bağırsakta bulunan laktobasiller lifli gıdalardan ;yağ asitleri, h2,co2 ve metan oluştururlar.

10)Birçok hayvan C vitaminini kendisi sentezlerken insan vücudu neden sentezleyemiyor?

İnsan ve maymun dışındaki memelilerin çoğu c vitaminini kendisi sentezleyebiliyor ancak insanda c vitaminin sentezlenmesi için gereken gulonakton oksidaz enzimi bulunmadığı için;insan c vitaminini kendisi sentezleyemiyor dışarıdan almak zorunda.Eğer kendimiz sentezleyebilsek belki de hepimizin bağışıklığı çok güçlü olurdu 🙂

11)Vücut organları protein yapısında,pekala vücutta protein sindiren enzimler neden organları da sindirmiyor?

Çünkü protein sindiren enzimler ilk salgılandığında aktif değiller.Daha sonra aktifleyen mekanizmalar ile aktifleniyorlar.Eğer proteazlar aktif olarak salgılansaydı organlarımız çoktan yok olmuşlardı.Bu mekanizmanın bozulmasıyla organın kendisini sindiren hastalıklar mevcut.Akut pankreatit hastalığı bunlardan biri.Pankreasın kendini sindirme durumu.